Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın adıyla

Bu yazımda “Şefaat Nedir?“, “Şefaat İslam’da Var Mı?“, “Muhammed Peygamber Şefaat Edebilir Mi?” gibi soruları inşallah işleyeceğim. Yinede her şeyin en doğrusunu Allah (C.C.) bilir.

Yorum olarak beni eleştirenden, görüşlerini bildirenden, hatalarımı düzeltenden Allah razı olsun. 🙂

Türk Dil Kurumuna Göre Şefaat: “Birinin suçunun bağışlanması veya dileğinin yerine getirilmesi için o kimseyle Tanrı arasında peygamberin yaptığı aracılık.” anlamına geliyor. Bunun imkansızlığını ve Muhammed peygamberin Kuran’a muhalif hareket edemeyeceğini ayetlerle ispatlayacağım ancak öncelikle bunun dayandığı uydurma rivayetleri/hadisleri, Muhammed peygambere atılan iftiraları göstermek isterim.

Buhari: Her peygamberin, müstecab [kabul olan] bir duası vardır. Ben duamı, ümmetime şefaat etmek için ahirete sakladım.

Buhari: Kıyamette “Ya Rabbi, zerre kadar imanı olanı Cennete koy!” diyeceğim. Hepsi şefaatimle Cennete girecek.

Tirmizi: Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır.

Uydurma hadislerde anlatılan mevzu TDK’nın tanımını doğrulamaktadır. Gerçekten de ortada bir aracılık vardır ve bu aracı kişi peygamberdir. Fakat bu geleneksel dinde anlatılan mevzu acaba Kuran’da nasıl anlatılmaktadır?

2-Bakara-48: Ve korkun o günden ki, hiçbir benlik bir başka benliğin herhangi bir şeyi için karşılık ödemez; HİÇBİR BENLİKTEN ŞEFAAT KABUL EDİLMEZ, hiçbir benlikten fidye alınmaz. Ve onlara yardım da edilmez.

2-Bakara-123: Kimsenin kimseden yana bir şey ödeyemediği, hiç kimseden fidye alınmadığı ve HİÇ KİMSEYE ŞEFAATİN YARAR SAĞLAMADIĞI ve yardımın kesildiği bir günden sakının.

2-Bakara-254: Ey iman edenler! Alışverişin, dostluğun, ŞEFAATİN OLMADIĞI O GÜN gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan infak edip dağıtın. Küfre sapanlar zalimlerin ta kendileridir.

Ayetlerde görüldüğü gibi uydurma hadislerin/rivayetlerin aksine şefaatin olmayacağı açıkça belirtilmektedir. Şimdi vereceğim ayette ise şefaate inanan insanlara karşı çok ciddi bir uyarı vardır! Ayette “kendilerine ne zarar ne de fayda veremeyecek” olan elçilerden/kişilerden/şehlerden vs. şefaat ummanın yanlışlığı üzerinde durulmaktadır.

10-Yunus-18: Allah’ın yanında bir de kendilerine zarar veremeyen, yarar sağlayamayan şeylere kulluk ediyorlar ve şöyle diyorlar: “Bunlar bizim Allah katındaki şefaatçilerimizdir.” De onlara: “Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz?” O çok yücedir, ortak koştuklarınızdan uzaktır.

Şimdi vereceğim ayette de Allah tarafından elçiye toplumuna karşı söylenmesi istenen bir mesaj vardır. O da, elçilerin tek görevi olan, mesajı tebliğ etme görevinin üstünde olağanüstü misyonun olmadığını göstermektir.

7-Araf-188: De ki: “Allah’ın dilediğinden başka ben kendime ne bir yarar ne de bir zarar veremem. Gizliyi bilseydim elbette daha çok hayır yapardım, bana kötülük de dokunmazdı. Ben inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeleyiciden başkası değilim.

Şimdi vereceğim ayette elçi Allah’tan başka ilah edilmemesi gerektiğini ve başkalarının şefaatinin işe yaramayacağını toplumuna bildirmektedir. Sizce şefaat kavramının yanlışlığını toplumuna bu kadar fazla bildiren daha doğrusu bu algıyı yıkmaya çalışan bir elçi “onlara değil bana şefaat edin” diyerek yıkmak için geldiği olguyu kendi üzerine inşa edebilir mi? Mantıklı mıdır bu sizce?

36-Ya Sin-22/23/24: Beni yaratana ne diye hizmet etmeyeyim? Siz de O’na döneceksiniz. O’nun dışın da İlahlar mı edineyim? Eğer Rahman bana zarar vermek dilese, ne onların şefaati bana bir yarar sağlayabilir ne de beni kurtarabilirler. Bu durumda ben elbette ki açık bir sapıklığın içine düşerim.

Ayrıca Kuran’a göre şefaat Muhammed peygambere değil Allah’a aittir! Allah’ın bunu nasıl kullandığını ise ilerleyen ayetlerde göstereceğim.

39-Zümer-44: De ki: “Tüm şefaat Allah’a aittir.” Göklerin ve yerin yönetimi O’na aittir. Sonra O’na döndürüleceksiniz.

Bakın size şimdi ilginç bir ayet vereyim. Kuran’da İbrahim peygamber yapmış olduklarıyla bizim için fazlasıyla örnek teşkil etmektedir. İbrahim peygamberin babası bir putperest ve tıpkı şimdilerde şefaate inanlar gibi oda kendi putlarının şefaatine inanıyordu. Ama bir peygamber olmasına rağmen bakın nasıl dua ediyor.

60-Mumtahine-4: İbrahim’le, beraberinde olanlarda sizin için çok güzel bir örnek vardır. Hani, onlar toplumlarına şöyle demişlerdi: “Biz sizden de Allah dışındaki kulluk ettiklerinizden de uzağız. Sizi tanımıyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz Allah’a, yalnız Allah’a inanıncaya kadar, sürekli düşmanlık ve nefret olacaktır.” Ancak İbrahim babasına şöyle demişti: “Senin için hep af dileyeceğim ama Allah’tan sana gelecek şeyi geri çevirme gücüm yoktur. Ey Rabbimiz! Yalnız sana güveniyoruz, yalnız sana yöneliyoruz. Dönüş yalnız sanadır.

Gördüğünüz gibi bir yanda Allah’ın elçisi de olsan duan ile kimseyi kurtaramayacağını gösteren bu güzel örnek ve öte yandan da “şefaat” kavramını yıkıp yalnızca Yaradana kul olma mesajı veren diğer peygamberimize rağmen; uyduruk hadisler/rivayetler ve İslam’ın yasakladığı mezhep öğretilerine yüzünden Muhammed peygamberin şefaat edeceğine dair iftiralar atılmaktadır. Bu resmen peygamberi şirk aracı olarak kullanmaktır ve şirk  Allah’ın affetmeyeceği büyük bir günahtır!

4-Nisa-48: Şu bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, onun dışında kalanı dilediği kişi için affeder. Allah’a şirk koşan, gerçekten büyük bir günah işlemiştir.

Şimdi gelelim tartışma konusu olan o ayete…

20-Ta Ha-109: O gün şefaat yarar sağlamaz. Ancak Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse müstesna…

Şimdi bu ayette koyu çizdiğim yer bir tartışma konusudur. Çünkü Kuran’ı bildiğini iddia edenler bu ayeti ileri sürerek “Allah’ın dileyip razı olduğu kişilere şefaat izni varmış, o zaman biz hadislerden de anlıyoruz ki bu kişi Muhammed peygamberdir.” diyorlar. Bakın arkadaşlar atladığınız çok önemli bir şey var oda Kuran’ın “parça parça” indiği ve bir konu hakkında (şefaat) araştırma yapacaksanız kitabın bütününde o konuyla alakalı ayetleri ortaya koymanız gerektiğidir. Bu aynı zamanda Kuran’ın kendi kendini tefsir etme metodudur. (25/33) Aksi halde herkes kafasına göre bir şeyler söyler ve işin içinde çıkılmaz. Kuran’a ilgili konuyla alakalı olarak bütün içerisinde baktığımızda bu ayetten anlıyoruz ki “Şefaat” konusunda bir istisna varmış. O zaman sormamız gereken doğru soru şu: “Rahman’ın izin verdiği kim?

53-Necm-26: Göklerde nice MELEKLER var ki Allah’ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatleri hiç bir işe yaramaz.

İşte o istisna da Necm suresinde açıklanmıştır. Demek ki açık ve net bir biçimde şefaati gerçekleştirecek kimselerin “melekler” olduğu açıklanmaktadır. Eğer siz kelimeyi bağlamından koparıp ya da kendi kafanıza göre ayetlerin önünü arkasını kırparsanız aynı mezhepler gibi bir din oluşturursunuz buda sizi hem yanlış anlamaya hem de şirke götürebilir!  Şimdi bu ayeti bu şekilde doğru anladıysak ikinci soru şu oluyor: “Melekler kimlere şefaat edecektir?

21-Enbiya-28: Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar, Allah’ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O´nun korkusundan titrerler.

Görüldüğü gibi meleklerde zaten “Allah’ın hoşnut olduğu” kimselerden başkasına şefaat edemezlermiş. Aslına bakarsanız buradaki şefaat bir tanıklıktan öte bir şeyde değildir. Melekler burada şefaat ile aslında zaten Rahmanın hoşnut olacağı kişilere “şahitlik” etmektedir. Şefaat kelimesi “şahitlik” kelimesiyle aynı kökten türemiştir. (Bakınız: 43/86, 4/41, 16/84-89) Kıyamet vakti gelip çattığında ve yaptıklarımızdan sorguya çekildiğimizde şahitlere de ihtiyaç olacaktır. Melekler dışında vücudumuzdaki bazı organlarında “şahitlik” edeceği de ayrıca Kuran’ın çeşitli yerlerinde bildirilmektedir.

36-Yasin-65: O gün ağızlarına mühür vururuz da, bizimle elleri konuşur ve yapmış olduklarına da ayakları şahitlik eder.

Özetleyecek olursak şefaatin olamayacağını ancak bunu Allah’ın razı olduğu kimseler için sadece “meleklerin” yapabileceği istisnasıyla beraber Muhammed peygamber gibi bir “beşer” olan (Bakınız: 18/110, 21/3) ve tek görevinin insanlara “mesajı” bildirmek olan bir elçinin ise şefaatinin işe yaramayacağını gördük. Hatta son olarak Muhammed peygamberin şefaatinin olamayacağına ilişkin çok vurucu bir ayet paylaşmak isterim.

39-Zümer-19: Azap sözünü hak edenlere gelince, sen ateştekini kurtarabilir misin?

13886429_1634144530209650_5278446743284098250_n

Son olarak Muhammed peygamberdenmiş, İsa peygamberdenmiş veya x bir kişi ya da x bir kurumdan şefaat içinde olan arkadaşlar lütfen şimdi vereceğim ayetlerde yeniden dirilişte gerçekleşecek olan “şefaate inanlar” ile “şefaatinden habersiz” olan kişiler (peygamberler dahil) arasında ki diyalogları dikkatlice okusun. Yorum olarak beni eleştirenden, görüşlerini bildirenden, hatalarımı düzeltenden Allah razı olsun. 🙂

10-Yunus-28: “Onları bir araya topladığımız gün, ortak koşanlara; “Siz ve ortaklarınız haydi yerinize!” diyerek birbirlerinden ayırırız. Ortakları ise: “Siz bize kulluk etmiyordunuz” derler.”

10-Yunus-29: “Bizimle sizin aranızda Allah tanıktır ki, biz sizin kulluk etmenizden habersizdik.”

10-Yunus-30: “İşte orada her can, geçmişte yapmış olduğunu bulur. Gerçek Mevlaları olan Allah’a döndürülürler. Uydurdukları (ortaklar) ise kendilerinden uzaklaşıp kaybolur.”

16-Nahl-27: Sonra kıyamet günü Allah onları rezil edecek ve diyecek ki: “Hani uğrunda müminlere karşı düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?”Kendilerine ilim verilmiş olanlar: “Şüphesiz bugünün rezilliği ve kötülüğü kâfirleredir.” diyeceklerdir.

16-Nahl-86: Ortak koşanlar, ortak koştukları kimseleri gördükleri zaman, “Rabbimiz, senden başka çağırdığımız ortaklarımız işte bunlardır” derler. Onlar da, “Siz yalancılarsınız” diye karşılık verirler.

16-Nahl-87: O gün tamamıyla Allah’a teslim olmuşlardır ve uydurdukları şeyler de kendilerini terk etmiştir.

28-Kasas-64: Onlara “Haydi ortaklarınızı çağırın!” denir. Bunun üzerine onları çağırırlar, ancak kendilerine karşılık vermezler. Azabı görürler ve doğru yolda bulunmadıklarına yanarlar.

28-Kasas-65: O gün onlara seslenerek “Elçilere nasıl bir cevap verdiniz?” der.

28-Kasas-66: O gün, geçmişte olup bitenler için bir mazeret, bir açıklama getirmek yönünde önlerinde bütün yolların kapanmış olduğunu görecekler ve bu konuda birbirlerine de herhangi bir şey soramayacaklar.

32-Secde-4: Allah gökleri, yeri ve aralarındakileri altı evrede yaratan ve sonra tüm otoriteyi kurandır. Sizin için O’ndan ayrı bir veli (sahip) ve şefaatçi (aracı) yoktur. Öğütten anlamaz mısınız?

Reklamlar